İçeriğe geç

Hafızamıza Güvenebilir miyiz?

Genelde hafızanın bir kayıt cihazı gibi çalıştığını düşünürüz. Gördüğümüz ve duyduğumuz şeyleri olduğu gibi kaydettiğimizi, daha sonra da bunları olduğu gibi hatırladığımızı sanırız. Hatta bu konuda fazlasıyla da özgüvenliyizdir. Mutlaka başınıza gelmiştir; Bir tanıdığınızla geçmişte başınızdan geçen, ortak bir olaydan bahsederken olayın detayları konusunda anlaşamazsınız. Oysa siz çok net hatırlıyorsunuzdur, arkadaşınız kesinlikle yanlış hatırlıyordur.

Bildiğiniz gibi kayıt cihazları (hafıza kartları, bilgisayar diski vb.) plastik ve metalden oluşan oldukça stabil yapılardır. Örneğin bilgisayar diskleri üzerine kaydedilen veriler her zaman (1 ve 0 kodları ile) diskin aynı yerinde ve aynı şekilde bulunur. Telefonunuzdaki fotoğraf da bu şekilde kaydedilmiştir. Bu fotoğrafı her açtığınızda birebir aynı fotoğraf açılır.

Ancak bilgileri kaydeden beynimiz bu kadar stabil bir yapı değildir. Hücrelerden, kan damarlarından, yağdan ve proteinden oluşur. Bildiğiniz üzere de organik yapılar sürekli olarak değişir, bozulur ve hatta ölür.

Bununla beraber beyin oldukça karmaşık bir yapıdır. Nöron adı verilen beyin hücreleri sürekli olarak yeni bağlar oluşturur ve değişirler. Öğrendiğimiz her yeni bilgi beyinde yeni düzenlemelerle sonuçlanır.

Bu sebeple algılarımız da hafızamız da tamamen özneldir. Yani yaşadığımız bir olayı hepimiz farklı yaşar, farklı kaydeder ve farklı hatırlarız. Aslında her gün karşılaştığımız objeleri bile farklı algılar ve hatırlarız. Bununla ilgili yapılmış eğlenceli denemeler var. Örneğin insanlardan modele bakmadan, hafızalarından bir bisiklet resmi çizmeleri isteniyor. Sonuç tam bir felaket oluyor; Neredeyse hiçbir çizim gerçekte işleyebilecek bir sisteme sahip değil. Hatta bisikletçiler bile hata yapıyor.

Başka bir denemede de insanlara tanınmış bazı logoları hafızalarından çizmeleri söyleniyor. Sonuç; Katılımcıların sadece %12’si (Adidas markası için) doğru çiziyor.

Gelelim daha da ilginç araştırmalara. 1986 yılında Challenger uzay mekiği kalktıktan 73 saniye sonra havada patlamış ve 7 mürettebat bu kazada hayatını kaybetmişti. Bu kazaya şahit olan 44 kişinin yıllar sonra ifadeleri tekrar alındığında hiçbirinin kazayı tam olarak doğru hatırlamadığı, sonradan basından okudukları ve izlediklerini anlattıkları görülmüş.

Daha yakına geldiğimizde, 11 Eylül saldırıları ile ilgili detaylarda insanların yaşadığı deneyimleri tamamen yanlış aktardığı anlaşılmıştır. Bu bilgiler çoğu zaman o anda nerede bulunduğu ve ne gördüğü gibi çok basit bilgiler için bile geçerlidir.

Peki bu nasıl oluyor?

Yukarıda bahsettiğim gibi beynimiz organik bir yapı ve sürekli olarak değişiyor. Yeni öğrendiğimiz bilgiler eskileri ile bağlantılar kurup güncelleniyor. Yaşadığımız bir olay ile ilgili (örneğin 11 Eylül saldırısı) sonradan izlediğimiz, duyduğumuz şeyler anılarımızı yeniden şekillendiriyor. Sonradan deneyimlediğimiz yaşantılar ile olay esnasında yaşadıklarımız iç içe geçiyorlar ve bize hatalı anılar bırakıyorlar.

Bu etki sadece sonradan edindiğimiz bilgilerle de sınırlı değil maalesef. Öznel bakış açımız da bu anıların farklı şekilde algılanmasına ve kaydedilmesine neden oluyor. Yani her olayı hepimiz aynı şekilde algılamıyoruz. Sonuç biraz korkutucu ama geçmişimizi yaşadık mı, oluşturduk mu, tam olarak bilemiyoruz.

Kaynaklar:
https://www.liverpool.ac.uk/~rlawson/cycleweb.html
https://www.signs.com/


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir