La Llorona Masalı ve Kadının Yaratıcı Gücü “Kurtlarla Koşan Kadınlar”a

Bugün telefonumda eski fotoğrafları kurcalarken, yaklaşık iki yıldır küçük bir grup olarak “Kurtlarla Koşan kadınlar” kitabı okuma grubumuzda anlattığım masal ve analizle ilgili bir video gördüm. Sonra videoyu izleyince masalı tekrar okudum ve sonra bu yazı ortaya çıktı. Masalın adı “La Llorona”  anlamı Ağlayan kadın. “Bu masal bir hayat nehrinin ölüm nehrine dönüşmesi üzerine” der Clarissa P. Estes. 

Zengin bir hidalgo , bir soylu, güzel, ama yoksul bir kadını elde etmek için  ona kur yapmış ve sevgisini kazanmış. Kadın ona iki oğlan doğurmuş, ama adam evlenmeye tenezzül bile etmemiş. Günlerden bir gün kadına İspanya’ya döneceğini, orada ailesinin seçtiği zengin bir kadınla evleneceğini ve oğullarını yanında götüreceğini bildirmiş.   

Genç kadın çılgına dönmüş ve durmadan bağırıp çağırıp çığlıklar atan deli kadınlar gibi davranmış. Adamın yüzünü tırmalamış, kendi yüzünü tırmalamış; adamın üstünü başını yırtmış, kendi elbiselerini paralamış. Sonra iki küçük oğlunu kaptığı gibi yanına alarak nehre koşmuş ve onları hızla akan suya fırlatmış. Çocuklar suda boğulmuş. La Llorona kederle nehir kıyısına çökmüş ve orada ölmüş.

Hidalgo İspanya’ya dönmüş ve zengin kadınla evlenmiş. La Llorona’nın ruhu cennete yükselmiş. Orada kapının efendisi ona cennete gidebileceğini ,çünkü acı çekmiş olduğunu, ama çocuklarının ruhlarını nehirden kurtarana kadar içeri giremeyeceğini söylemiş. 

İşte günümüzde La Llorona ‘nın , yani ağlayan kadının uzun saçlarıyla nehir kıyılarını taramasının, uzun dallar gibi parmaklarını suya sokup çocukları için dipleri yoklamasının nedeninin bu olduğu söylenir. Yaşayan çocukların karanlık bastıktan sonra nehir kıyısına neden gitmemeleri gerektiğinin cevabı da buradadır, çünkü La Llorona kendi çocukları sanıp onları sonsuza kadar alıp götürebilir. 

Masalın başka bir versiyonunda ise şöyle anlatılır, Hidalgo fabrikaları olan bir zengindi. Ve fabrikalarından çıkan zehirli atıklarla nehri kirletiyordu. Ve La Llorona gebeyken o nehirden içti ve ikiz oğulları kör, ve parmaklarının arası perdeli doğdu. Hidalgo La Llorona’yı terk edince , bebekleri nehre attı aksi halde çocukların hayatları çok zor olacaktı. Sonra da üzüntüden düşüp öldü. ..

İşte bu masal yaşayan bir nehrin ölü bir nehre dönüşmesinin hikayesidir. Bu masal bize ne anlatıyor? Bu masal aslında kadınların kendi yaratıcı güçlerinden vazgeçmesi ve bunu boşa harcadığında (herşeye sahip olmak isteyen  zengin bir hidalgoya aldanmak ve kendinden vazgeçmek)  nasıl cansız, depresif, mutsuz kadınlara dönüştüklerini anlatıyor.  Ve aynı zamanda kadının bu gücünü kaybetmemesi için ne yapmaması gerektiğini anlatıyor bize . 

Güney Teksas’ da yaşlı kadınlar, nehri kadın olarak görürlermiş.Nehir, dişi büyüklüğü sembolize eder. Nehrin araziyi verimli hale getirmek için toprağın üzerinde yatması Gran Dama(Güzel kadın) olarak görülür. Aynı bir kadın gibi nehirde yeryüzünde her yeri dolaşarak,  geçtiği her yeri yeşertir, içinde milyonlarca canlıyı yaşatır , işte bu tam olarak kadının hayat veren yaratıcı gücünü temsil eder. Bu nedenle kadınların yaratım gücü devam ettikçe daha çok tatminkar olurlar. Masaldaki nehirde eskiden böyleydi. Kadınlar olarak nehrimizin sağlığı ile ilgilenmediğimizde, bütünüyle ölen bir nehir gibi hissederiz. Yorgun, enerjisiz ve depresif. 

Bu masalda La Llorona’nın  yaratıcı gücünü teslim ettiği Hidalgo aslında içimizdeki eril yandır (Jung’ un animus arketipi) . Ve bu yan kadınların eyleme geçme konusundaki derinlerdeki psişik zekalarıdır. Yani kadınlar olarak nehirlerimizi çoğu zaman kendimiz kirletiyoruz. 

Peki kadınlar olarak nehirlerimizi nasıl kirletiyoruz?

1. Başarısız sevgi ilişkileri, çok fazla çalışma, çok fazla oyun yorgunluk ve başarısızlık gibi şeyler aklımızı çeler.  

2. Kimi zaman dış dünyaya odaklanır, ufacık bir hamleyi gerçek sanarız.Ama eksik hissederiz. 

3.  Ya da iç dünyamıza odaklanır bir fikri düşünmenin başlı başına yeterli olduğunu düşünürüz, Ama yine yetersiz hissederiz.  Çünkü sadece “sonuçta yapmasamda düşünmem yeterli” bahanesinin arkasına sığınarak, yaratıcı gücümüzü hafife alır ve yıllar sonra hayata geçirilmek için çaba harcanmamış fikirlerden bir çöplük yığını ile karşılaşırız. 

4. Kimi zamansa nehrimiz, çevremizdekilerin ya da kafamızda sızlanıp duranların saldırısı altındadır. Bu  saldırı sanki sizin hayal  kırıklığı yaşamanızı engellemek için yapılan müdahaleler gibi görünsede “yeterince iyi değilsin, bence bu sana çok da uygun değil, boş yere zorlama kendini  vb.” gibi. Aslında  bu göle en büyük zehirdir.  

5. Ve sonuncu zehir, kendi kendimize bulunduğumuz çevrenin bir bulaşmasıdır. Kimi zaman içimizdeki olumsuz kompleksler aynı anda o kadar çok çalışır ki nehri tamamen yakar,tüm canlılığı yok eder. Niyetinizi, samimiyetinizi, değerinizi, yeteneğinizi sorgular. “geçiminizi sağlamanız” gerektiğini söyleyen uyarılarda gönderir. “Şu anda buna ayıracak zamanın yok, çalışıp para kazanmak zorundasın, …. yaşa gelince, ….olunca , …. Bittikten sonra vb.” bir sürü erteleme nedeni ile bir de bakmışız nehir tamamen yok olmuş, canlılığını yitirmiş. 

Yaşamdaki kötü niyetli kompleksler kadınlara “bir yaratma zamanı” olduğu aldatmacasıyla kadınları yaratımdan uzaklaştırır. Bunun modern dünyadaki görünümü ”Eğer doktora yaparsan, emekli olursan, çok çalışırsan, şu eğitimi de alırsan daha iyi yaparsın ” gibi bir sürü aldatmaca söylemler. Bu söylemler aldatmacadır çünkü, belirlenen her adımdan sonra hep başka bir adım gelir, çünkü “Yaratım Zamanı” diye bir zaman yoktur. Ve mühim olan yarattığımız leyin niteliği değil, bizim sahip olduğumuz niteliklerin değerini bilmemizdir. 

Bu nedenle; 

Çevremizde söyledikleri ya da kendi kendimize söylediğimiz şu aldatmacadan sıyrılmalıyız :”Bugüne kadar mantıksız hareket ettiğim için, ya da duygularıma yenik düştüğüm için başarısız oldum ve ben hep başarısız olacağım” Clarissa der ki “Mantık dünya için makul bir şey olsaydı, bütün erkekler eyerde yan otururdu”.

Temizlik, iş güç eş, çocuk bahanesi ile yaratıcılık için ihtiyacımız olan dinlenme zamanını engellememeliyiz.

Yaratıcı bir fikir düzenlemeye çalıştığınızda,  etraftakiler söyledikleri ile bu süreci bozabilirler.   Yada kimi zaman bunu kendimizde yaparız, bir fikrimiz olduğunda eyleme dökmeden, bu fikri  heyecanla her yerde herkesle paylaşırız. Sonra bir bakarız fikrimiz çoktan çalınmış ve birileri onu hayat geçirmiş.Bundan sonra bunu ben düşündüm demenin artık bir anlamı kalmamıştır. 

Peki̇ Nehri̇ Temi̇zlemek İçi̇n Ne Yapmali?

1. Besin alın: iltifatları kabul edin , iltifat edildiğinde “o sizin güzelliğiniz, estağfurullah vb” gibi cümlelerle utanmak yerine. Sadece teşekkür edin ve fark edilen niteliğinizin değerini bilin.

2. Tepki Verin: Kurtlar her gün bir sürü şeyi değerlendirir, bir sürü karar alır, bizde içimizdeki yüzlerce düşünce duygu ve eyleme tepki verip bunları önem sırasında koymalı, seçim yapmalıyız. 

3. Vahşi Olun: İşin başından beri kendi düşünsel hayatımızı özgürleştirmeli, hiçbir şeyi sansürlemeden ortaya çıkmasına izin vermeliyiz. 

4. Başlayın:  Korkuyor olsanız da, aklınızda bir sürü olumsuzluk olsa da ne olursa olun başlayın, başarısız olursanız yeniden başlayın. 

5. Zamanınızı koruyun:  Kendinize yaratım için ihtiyacınız olan dinlenme molalarını verin ve kimsenin siz istemeden engellemesine izin vermeyin. 

6. Onunla Kalın: Bu yoldan ayrılmayın, fikrinizi iyice düşünüp geliştirip hayata geçirin.

7. Yaratıcı hayatınızı koruyun: Etrafta zarar veren her kadını erkeği engelleyin. 

8. Gerçek işinizin zanaatkarlığını yapın: Sıralık gündelik sorumluluklar ile zanaatınız arasında dengede kalın. Yaptığınız ve keyif aldığınız şeyleri, günlük işlerle ötelemeyin, denge kurun. 

Unutmayın, kadınların yaratım gücü devam ettikçe daha çok tatminkar, enerjik ve yaşam dolu olurlar. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir