Çocuğa Ölüm Haberi Vermek

Sanırım gerçekleştirilmesi en zor şeylerden birisidir çocuğa bir yakının öldüğünü söylemek. Bu zorluk nedeniyle çoğu zaman ölümler yanlış şekillerde, yanlış zamanlarda aktarılıyor. Buna bağlı olarak da yas süreci sağlıksız şekilde yaşanıp patolojik yas dediğimiz duruma dönüşebiliyor. Zaman zaman da çocuklarda korku ve kaygılar ortaya çıkıyor.

Ölüm haberi nasıl verilmeli?

Çocuğa, ölüm haberi mümkün olduğunca bir yakını tarafından ve sakin bir ortamda verilmelidir. İnsanlar genelde bu haberi bir profesyonelin (Doktor, psikolog vb.) vermesinin daha doğru olacağını düşünür ancak tanımadığı birinden duymak çocuk için ek bir kaygı ve güvensizlik yaratacaktır. Ölüm haberini açıklayacak kişi, bir uzmandan nasıl söylenmesi gerektiği ile ilgili yardım alabilir, ancak çocukla konuşmayı bu yakının kendisi yapmalıdır.

Haber mümkün olduğunca gecikmeden verilmelidir. Uzayan süreç, çocuğun ölüm haberini uygun olmayan bir ortamda ve şekilde tesadüfen duyabilme olasılığı artmaktadır. Bu şekilde öğrenmesinin de olumsuz bazı sonuçları olabilmektedir. Ayrıca geç verilen ölüm haberi çocuğun yas duygusunu doğru yaşamasına katkıda bulunacak cenaze töreni, aile toplantıları gibi önemli süreçleri kaçırmasına neden olabilir.

Ölüm haberi verilirken duyguların gösterilmesinde (ağlamak gibi) sakınca yoktur. Hatta duyguları ifade etmenin normal bir tepki olduğunu göstermek açısından çocuğa model olacaktır. Duyguları rahatça yaşayabilmek ve ifade edebilmek yas sürecinde koruyucu bir etkendir. Ancak çocuğun yanında abartılı tepkiler, bağırışlar olmamalıdır.

Çocuğun yetişkinler tarafından dert ortağı yapılmamasına dikkat edilmelidir. Üzüntünüzü belli edebilir ve kaybettiğiniz kişi hakkında çocukla sohbet edebilirsiniz ama kendi acınız üzerine ağır konuşmalardan kaçının.

Ölümden sonra çocuğa büyük sorumluluklar yüklenmemelidir. Örneğin babasını kaybetmiş çocuğa “artık evin erkeği sensin, büyüyünce ailene sen bakacaksın” gibi cümleler sarf edilmemelidir.

Ölüm nedeni mümkün olduğunca doğru söylenmeli, detaya girmeden gerçek nedeni basitçe anlatılmalıdır (Hastalık, trafik kazası vb.).

Haber aniden söylenmemeli, çocuğu hazırlamak için konuya yavaşça girilmelidir. “Biliyorsun uzun zamandır ağır hastaydı…”, “Sana üzücü bir haberim var…” gibi bir giriş sonrası söylenebilir.

Ölüm haberi verilirken net bir ifade kullanılmalı, yani “öldü” denilmelidir. “artık sonsuz uykusunda, bizimle değil, hakkın rahmetine erdi, allah yanına aldı, cennete gitti, aramızdan ayrıldı” gibi ifadeler çocukta kafa karışıklığı yaratacağı için kullanılmamalıdır.

12 yaş öncesi çocuklar somut dönemdedirler ve soyut kavramları anlayamazlar. Bu nedenle mümkün olduğunca soyut kavramlarla açıklama yapmaktan kaçınılmalıdır. Örneğin; ”Annen cennete gitti” cümlesi çocuk tarafından, sanki annesi onu isteyerek bırakıp gitmiş gibi algılanacak ve çocukta kaybın yanında bir de suçluluk duygusu yaratacaktır. Ya da “O şimdi mezarından huzur içinde uyuyor” dendiğinde çocuk, ölülerin uyanabileceğini düşünerek korkuya kapılabilir.

Ölüm haberini verdikten sonra çocukların soruları mümkün olduğunca cevapsız bırakılmamalıdır. Cevap verilemeyen bir sorusu olduğunda “bunun cevabını bilmiyorum, öğrenip sana söyleyeceğim” denilebilir. Daha sonra da bu soru cevaplanmaya çalışılmalıdır.

Ölüm sonrasındaki süreç konusunda da çocuğun bilgilendirilmesi yararlı olacaktır. Aile toplantılar ne zaman, nasıl olacak. Cenaze töreni nasıl gerçekleşecek, neler yapılacak vb. Bu yapılmazsa, çocuk alışık olmadığı bu karmaşa içerisinde daha da kaygılı bir hale gelebilir.

Çocuğun cenaze törenine katılmasında yarar vardır. Vedalaşma ve kaybı kabullenme konusunda törenler oldukça yararlıdır. Ancak çocuğa ölen kişinin bedeni gösterilmemeli, töreni uzaktan izlemesi sağlanmalıdır. Törene katılmak istemiyorsa da zorlanmamalıdır.

Haber Karşısında Çocuğun Olası Tepkileri Nelerdir?

Ağlayabilir veya tepki vermeyebilirler. Haberi aldıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi “Parka gidebilir miyim, canım dondurma istedi” diyebilirler. Bu gibi tepkiler anlayışla karşılanmalıdır.

Bunun yanında öfke, korku, ölümle ilgili sorular, uyku sorunları, suçluluk duygusu, gerilemeler (yaşından daha küçükmüşçesine davranışlar), içe kapanma gibi tepkiler verebilirler.

Sonrasında Neler Yapılmalı?

Gündelik hayat rutinleri çocuk ruh sağlığı açısından koruyucu etki yapmaktadır. Okula gidiyorsa okula devam etmek, günlük işlerin eski haline dönmesi belirsizliği sonlandırıp çocukta güven duygusu yaratır.

Çocuk mümkün olduğunca yakınlarıyla bir arada olmalı, zorunlu olmadıkça büyük değişikliklerden (ev, okul, şehir değişikliği vb.) kaçınılmalıdır.

Ölen kişi hakkında konuşulmalı, duyguların ifade edilmesine izin verilmelidir. Çocuk üzülüyor diye ölen kişi hakkında konuşmamak, duyguları gizlemek, sanki hiç yaşanmamış gibi davranmak doğru değildir. Bu, farkında olmadan çocuğa “duyguların ifade edilmesi yanlıştır” mesajı verecektir. Böyle olunca çocuk da duygularını gizleyecek ve zamanla bu duygularla baş edememeye başlayacaktır.

Mezar ziyaretleri de ölümün kabullenilmesi açısından yararlıdır. Bu konuda çocuk teşvik edilmeli, isterse mezar ziyaretleri yapılmalı, istemezse zorlanmamalıdır. Ölen kişiye mektup yazmak (bu yazılanların o kişiye gitmeyeceği ama bunun onu rahatlatacağı anlatılmalı), resim yapmak, oyun gibi faaliyetler yas sürecini sağlıklı yürütmede faydalı etkinliklerdir.

Ayrıca çocuklar ölümle ilgili oyunlar da oynayabilirler. Bu oyunlar çocuğun duygularıyla baş etme yolu olabilir, bu nedenle engellenmemelidir ve endişe etmeye de gerek yoktur.

Yaşlara Göre Ölüm Kavramını Nasıl Algılarlar?

– 3 yaş öncesi çocuklar ölümü kavrayamazlar.

– 3-5 yaş arası çocuklar ölümü geri dönüşü olduğunu düşünürler. Bu nedenle zaman zaman ölen kişinin ne zaman geleceğini sorabilirler.

– 5 yaş sonrası geri dönüşsüz olduğunu anlamaya başlarlar.

Çocukların Ölümle İlgili Olası Soruları ve Verebileceğiniz Cevaplar Nelerdir?

Çocukların ölümle ilgili sorularına cevap vermek gerçekten çok zordur. Her cevabınızla beraber yeni bir soru da gelecektir. Aşağıda çocukların en çok sorduğu soruları ve verebileceğiniz cevapları paylaştım.


– “Ölmek” ne demek?

– Ölmek yaşamın bitmesidir. Bütün canlılar doğar yaşar ve ölürler. Tıpkı çiçekler, balıklar ve kuşlar gibi. Canlılar öldüğünde vücudu artık durur, kalbi atmaz, nefes almaz, hareket etmezler, acıkmazlar ve bir şey hissetmezler.


– Ölenler geri gelir mi?

– Hayır, ölen canlılar tekrar canlanamaz, geri gelmezler.


– İnsanlar neden ölür?

– İnsanlar çok yaşlanınca, doktorların iyileştiremediği hastalıklar veya kazalar nedeniyle ölebilirler.


– Ölen insanlar nereye gider?

– İnsanlar öldüğünde vücudu artık durur, kalbi atmaz, nefes almaz, hareket etmezler, acıkmazlar ve bir şey hissetmezler. Ölen insanlar için cenaze töreni yapar ve onlara veda ederiz. Daha sonra gömülürler.


– Toprağın altında üşümez / acıkmaz / korkmaz mı?

– Merak etme ölen insanlar üşümez / acıkmaz / korkmaz / acı çekmez, hiçbir şey hissetmezler. Bunun için endişelenmene gerek yok.


– Sen de ölecek misin?

– Bütün canlılar yaşar ve çok yaşlanınca da ölürler ama merak etme biz seninle uzun yıllar beraber olacağız ve sen büyürken güzel vakitler geçireceğiz.


– Ben de ölecek miyim?

– Merak etme çocuklar sağlıklı ve güçlü olurlar ve çok uzun yıllar yaşarlar. Seninle beraber uzun yıllar güzel vakitler geçireceğiz, bunun için endişe etmene gerek yok.


 

Sürekli göz önünde bulunan bir olgu olması sebebiyle en doğrusu, eğitiminin bir parçası olarak yine bu doğal süreç içerisinde öğretmemizdir. Bunun için, küçük yaşlarda sahiplenebileceği küçük evcil hayvanlar ve bitkiler çok iyi birer fırsat olabilir. Sahiplendiği evcil hayvan öldüğünde onun artık yaşamadığı, acıkmadığı, acı çekmediği anlatılabilir. Yine ölen evcil hayvanına yapılacak basit bir cenaze töreniyle ölüm kavramı ve sonrasındaki süreçlere aşina olması sağlanabilir.

Unutmayın ölüm yaşamın bir parçasıdır ve kaçınılmazdır. Ölüm kavramını çocuklara anlatabilmek için öncelikle kendimizin yüzleşebilmiş olması gereklidir. Aslında hayatın değerini bilmek ve hakkıyla yaşayabilmek için aklımızın bir yerlerinde durmalı belki de.

Salih Deniz

2000 yılında Hacettepe Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun olmuş, yüksek lisansını Dokuz Eylül Üniversitesi, Klinik Sinirbilimler Anabilim Dalında tamamlamıştır. Ayrıca İstanbul Üniversitesi, Çocuk Gelişimi bölümünde ikinci lisans eğitimine devam etmektedir. Özel ve kamu kurumları olmak üzere, çeşitli eğitim kurumları, üniversite ve hastanelerde görevler almış, halen Bursa’da, çocuk ve ergen ruh sağlığı alanında klinik çalışmalarını sürdürmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir